Ülkemizde Avukatlık Mesleğinin Kısa Tarihçesi

Hukukun ve insan haklarının kasti veya gayri ihtiyari ihlallerine tanıklık etmek ve cesaretle karşı koymak avukatların en önde gelen görevidir. İnsanlık tarihinin ilk zamanlarında ‘zorbalıkla-kaba güçle’ eş anlamlı olan ve o şekilde uygulanan ‘hak arama özgürlüğü’, günümüzde başta anayasalar olmak üzere, yasalarla, uluslararası sözleşmelerle tanınan, düzenlenen, kullanılabilen ve güvence altında olan bir özgürlüktür. Hak aramanın bağımsız ve tarafsız bir kurum olan yargı yolu ile elde edilmesi, aşama aşama gelişen ve gerçekleşen bir hukuksal aydınlanmanın sonucudur.

Hak arama özgürlüğünün kullanılmasında ve korunmasında hukuki yardımda bulunan, bu amaçla bireyin yanında yer alan, bilgisini ve zamanını hak arayan kişi veya kişilere özgüleyen hak arama/savunma mesleğinin onurlu temsilcileri ise avukatlardır. Temel haklar arasında düzenlenen savunma hakkı, bireyin kendine yöneltilen bir isnadı karşılama ve bu isnada cevap verme hakkı olarak ifade edilebilir. Anayasa’da “savunma hakkı” tereddüde yer vermeyecek şekilde düzenlenmiştir. Anayasanın 36. maddesinde, “Hak Arama Hürriyeti” içinde, “Temel Haklar ve Ödevler” arasında; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde düzenlenmiştir. Savunma hakkı “dava” kavramıyla bağlantılı olarak tüm muhakeme hukukunu kapsayan, davanın tüm tarafları için geçerli olan bir haktır.

Ülkemizde Tanzimat dönemine kadar şeriat kuralları gereği tarafların bizzat kadı önüne çıkmaları zorunlu idi. Tanzimat döneminde kabul edilen bir yasa ile tarafların bazı davalar açısından kendilerini bir vekil ile temsil ettirebilmeleri mümkün hale gelmiştir. Cumhuriyet döneminde 3 Nisan 1924 tarihinde çıkarılan “Muhamat Yasası” ile gerçek ve tüzel kişilere ait hukuki işleri takip ve dava eden, savunan kimselere avukat [muhami] denileceği belirtilmiştir. Bu yasa ile gerçek ve tüzel kişiler adına aktif ve pasif savunma hakkını kullanma yetkisi avukatlara bırakılmıştır. Avukatlık Yasasının temel yasalardan hatta Anayasadan dahi önce yürürlüğe konulmuş olması, temel hak olan savunmanın önemini ve avukatın bu konuda üstlendiği onur verici görevin boyutunu göstermektedir.

1969 yılında çıkarılan 1136 Sayılı Avukatlık Yasası, hukuki ilişkilerin düzenlenmesinde, her türlü hukuki uyuşmazlıkların çözümlenmesinde ve genellikle hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasında vekil sıfatıyla sadece avukatların görev yapabileceğini belirtmekle adeta savunma hakkı ile avukatı özdeşleştirmiş bulunmaktadır. Başkaları adına savunma görevini üstlenen avukatların, bu görevlerini herhangi bir baskı ya da etkiden uzak olarak yerine getirebilmeleri gereklidir. Bu nedenle savunma hakkını yerine getirecek avukat, Taraf temsilcisi olarak faaliyet göstermekle birlikte yargılamaya, yargının bir çalışanı sıfatıyla adaletin gerçekleştirilmesi çabasına da ortak olmalıdır. Avukatlık Kanunundaki düzenlemeye göre; avukat, savcı ve hakim ile birlikte yargılama faaliyetinin üç kurucu unsurundan birisidir.

Avukatlığın asli unsuru olan savunma mesleğinin kökleri kadim Yunan’a kadar gider. Yunan mitolojisinde yer alan Litailer, Avukatlık mesleğinin ilk temsilcileridir. Litailer,(yalvarılar) Tanrı Zeus’a yalvararak suçluların kandırıldıklarını anlatmaya çalışırlar.

Tarihde ise ilk Baro Atina’da kurulmuştur. Dracon ve Solon Atina Barosu’nun ilk avukatlarıdır. Eski roma medeniyetinde avukatlık mesleğini gerçekleştiren kişilere Aduo-Catus (üstün, ayrıcalıklı ve güzel konuşan) ismi verilmekteydi. Konsül olduğu zaman Cicero ve yine Cesar Roma Barosu’na kayıtlı avukattı. Kaba gücün, işkencenin, engizisyonun egemen olduğu Orta Çağ’da avukatlık mesleği çok fazla bir gelişme gösterememiştir. Zira bu süreçte kanıtlar, işkence ve itirafla elde edildiği için savunma gereksiz kabul edilmiştir.

Avukatlık mesleği Rönesans ile birlikte yeniden gelişme göstermeye başlamıştır. Bu dönemde avukat, ‘Yumuşak, sakin, Tanrı’dan korkan, gerçeği ve adaleti seven kişi’ olarak tanımlanıyordu. Yine bu dönemde Fransa’da avukatlar mesleklerini ikamet ettikleri yer dışında da yaptıkları için ‘adaletin gezici şövalyeleri’ olarak isimlendiriliyordu. Özellikle Fransız ihtilalinden sonra avukatlık mesleği Dünya da kurumsal bir kimlik kazanmıştır.

Türkiye’de Avukatlık Tarihi- Tanzimat Döneminden Önce

Ülkemizde ilk avukatlık kurumu, Osmanlı Dönemindeki arzuhalciler tarafından gerçekleştirilmekteydi. Ancak bunlarda daha çok talep edilen şey hakkında yazı yazan ve usule ilişkin işlemler gerçekleştiren kişilerdi.

Türkiye’de Avukatlık Tarihi- Tanzimat Dönemi ve Sonrası

Baroların ve avukatlık mesleğinin Türkiye’de oluşmasına zemin oluşturan en önemli aşama; Osmanlı İmparatorluğu zamanında kabul ve ilan edilen 1839 tarihli Tanzimat Fermanı ile onu izleyen 1856 tarihli Islahat Fermanı’ dır.

Bu süreçte; 1840 yılında Ceza Kanunu, 1851’de Kanun-i Cedit ismiyle yeni bir ceza kanunu, 1861 Usulü Muhakeme-i Ticaret Nizamnamesi, 1869’da Şurayı Devlet Nizamnamesi ve Divan-ı Ahkam-ı Adliye Nizamnamesi, 1871’de Mehakim-i Nizamiye Hakkında Nizamname, Avukatlığın Türk hukukundaki ilk tanımı 1874 “Mecelle” de mahkeme huzurunda taraflardan birini müdafaa eden kimse “şeklinde yazılmıştır.1876 da çıkarılan Dersaadet Dava Vekilliği nizamnamesinde de avukat kelimesi yer almamakla birlikte bunun yerine dava vekilliği kelimesine yer verilmiş ve bu işleri yapacak kişinin şartları ve görevleri hakkında bilgi verilmiştir.1879’da Usulü Muhakeme-i Hukukiye ve Usulü Muhakeme-i Cezaiye kanun ve nizamnameleri çıkarılmış, bu düzenlemelerde ilk kez bugünkü anlamıyla savunma görevini üstlenecek bir vekilin bulunması hususu kabul edilmiştir.

Her iki fermanla birlikte başlayan hukuki ve toplumsal dönüşüme bağlı olarak İlk Osmanlı Barosu, 05 Nisan 1878 tarihinde İstanbul da kurulmuş olan İstanbul Barosu, 1908 meşrutiyetin ilanına kadar faaliyet göstermiştir.17 Haziran 1880 tarihinde ise İstanbul Hukuk Fakültesi kurulmuştur.1884’de de Rumeli–i Şarkı Vilayetine Mahsus Avukatlık Kanunu çıkarılmış ve ilk defa bir kanun metninde avukat kelimesine yer verilmiştir.

Türkiye’de Avukatlık Tarihi ve Cumhuriyet Dönemi

Yüce Önderimiz Atatürk, Cumhuriyetin kuruluşunun ilk yılında ve daha henüz Cumhuriyetin ilk Anayasası olan 1924 Anayasası yürürlüğe konulmadan önce, avukatlık mesleğini Batı normlarına uygun biçimde düzenlemek amacı ile 03 Nisan 1924 tarihli ve 460 Sayılı Muhamat, yani Avukatlık Kanunu’nu çıkartmıştır.460 Sayılı ‘Muhamat Yasası’, Dünyadaki avukatlıkla ilgili yasa, tüzük, yönetmelik gibi mevzuatlar göz önüne alınarak yürürlükten kaldırılmış, 01 Aralık 1938 tarihinde ‘3499 Sayılı Avukatlık Kanunu’  yürürlüğe konulmuştur.3499 Sayılı Avukatlık Kanunu ile avukatlık mesleğine getirilen en önemli özellik, avukatlığın kamu hizmeti olarak ifade ve kabul edilmiş olmasıdır.

Türkiye’de Avukatlık Tarihi 1969 Yılları ve Sonrasındaki Dönem

3499 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun yerini ise 19 Mart 1969 yürürlük tarihli 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu almıştır.

Türkiye’de Avukatlık Tarihi- 1980 Yılları ve Sonrasındaki Dönem

1136 sayılı Avukatlık Kanunu halen yürürlükte olup, ancak 1980’den sonraki dönemlerde birçok değişikliklere uğramıştır.1136 sayılı Kanun, 2001 yılına kadar ondan fazla değişikliğe uğramış, son olarak 2001 yılında kapsamlı bir değişiklik getiren 4667 sayılı Avukatlık Kanunu ile bugünkü halini almıştır. Bu Kanun ile getirilen en önemli değişiklik, barolar ve Türkiye Barolar Birliği’nin büyük ölçüde Adalet Bakanlığı’nın vesayetinden kurtulmaları ve bağımsızlaşmaları olmuştur. Diğer büyük bir yenilik ise savunma mesleği olarak avukatlığın yargının kurucu unsurlarından olduğunun açıkça belirtilmiştir.

Bu bilgilerden yola çıkılarak Avukatlık Kanununa göre, Avukatlığın tanımını yapmak gerekirse: Avukatlık “her türlü hukuki sorun ve anlaşmazlıkların, adalet  ve  hakkaniyete  uygun olarak çözümlenmesi ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasında, yargı organlarına, kişilere, kurum ve kuruluşlara yardım etmek için, hukuki bilgi ve tecrübelerini, adaletin  hizmetine  tahsis  eden  ve  kamu  hizmeti  gören  serbest  meslek mensubudur.

Avukatlık, yargının kurucu unsuru olan bağımsız savunmanın serbestçe temsili ile nitelendirilir. Avukatlık mesleğinin niteliği konusunda Yargıtay’ın bir kararı şöyledir: “Avukat,  müvekkilinin  her  isteğini  sınırsız  biçimde yerine getirmek şöyle dursun, hukuk konusundaki  bilgi  ve  deneyimlerini  kanunlar  ve adalet  yararına kullanmak ödeviyle bağlı ve yükümlüdür.

Avukatlık Mesleğinin Kamu Hizmeti Özelliği

Kamu hizmeti nitelemesi, iki temel ögenin varlığını gerektirir.

-Kamuya yararlı olması

-Kamu kuruluşları veya ilgili kamu kurumlarınca denetlenmesi

Avukatlık kamu hizmetidir. Avukatlar, mesleki faaliyetlerini baroların denetimi ve gözetimi altında yaparlar. Avukatlık asgari ücret tarifelerinin kanunla belirlenmesi, avukata karşı işlenmiş suçların hâkime karşı işlenmiş sayılması, bu durumda uygulanacak cezanın avukatlığın kamu hizmeti niteliğinin bir sonucudur.

Avukat İdare Hukuku anlamında bir kamu görevlisi değildir. Ancak ceza yargılamasında müdafi, özel hukukta ise müvekkil-vekil eden olarak iktidar ve yetki kullanmak suretiyle bir kamu görevi ifa etmektedir.

Avukatlık Mesleğinin Serbest Meslek Özelliği

Avukatlık Kanunu, avukatlık faaliyetini bir serbest meslek faaliyeti olarak tanımlamıştır. Avukatlar yaşamlarının ekonomik yönünü avukatlık faaliyetiyle finanse etseler dahi kendilerinin tacir olmadığı ve özellikle avukatlık mesleğinin ticari faaliyet olmadığının idraki içindedirler. Avukat müvekkilinin hukuki problemlerinin çözümüne yönelik faaliyette bulunur. Avukatlık vekalet, hizmet ve eser sözleşmelerine dayanılarak yürütülür.

Avukat sözleşme ilişkisine girip girmeme bunu sürdürüp sürdürmeme konusunda serbesttir. Ayrıca güven unsuru iki taraf açısından da çok önemlidir. Bilindiği gibi serbest meslek, sermayeden çok mesleki bilgiye ve uzmanlığa dayalı bir meslek dalıdır. Kâr amacı gütmez. Müvekkil verdiği bilgilerin ve sırların avukat tarafından ifşa edilmeyeceğini bilir. Avukatlar aldıkları işleri şahsen yapmak zorundadırlar. Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesi adli işlemleri vekâleten yapma hakkını sadece baroya bağlı avukatlara tanımıştır.

 

 

En iyi avukat reklam yasağını çiğnemeyendir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir