Sınai Mülkiyet Kanunu Genel Gerekçesi SMK Genel Gerekçesi

Sınai Mülkiyet Kanunu Genel Gerekçesi


Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlı özel bütçeli bir kamu kurumu olan Türk Patent Enstitüsü, Avrupa Birliğine ekonomik ve ticarî uyumun bir gereği olarak 1994 yılında kurulmuş olup ülkemizde sınai mülkiyet haklarının ulusal faktörlerdendir. Marka korumasına ilişkin ülkemizdeki mevcut düzenlemeler her ne kadar diğer ülke mevzuatlarıyla uyumlu olsa da Sınai Mülkiyet Kanununun “Marka” Kitabı ile getirilen düzenlemelerle; ihtiyaçlara daha uygun bir sistemin oluşturulması ve uluslararası düzeyde korunmasından sorumlu tek kuruluş
olarak, önemli ve özel nitelikli birçok görevi birden yerine getirmektedir. Ancak artan iş yükü karşısında mevcut personel sayısı görev ve yükümlülüklerin yerine getirilmesinde yetersiz kalmaktadır. Personel açığının giderilmesi amacıyla 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre kadro ihdas edilmesi için ve Türk Patent Enstitüsünün sınai mülkiyet hakları alanında, görevlerini etkin biçimde yerine
getirebilecek personele ve idari yapıya sahip bir kurum haline getirilmesi amacıyla 5000 sayılı Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda yeniden düzenleme yapılması zarureti hâsıl olmuştur. Günümüzde sınai haklar ve bu hakların korunma seviyesi, ülkelerin gelişmişlik göstergeleri arasında sayılmaktadır. Sınai haklar, sahibine fikri çabalarının sonucu olarak ortaya çıkan çalışmaları için verilen bir ödüllendirme ve teşvik aracı olmanın yanı sıra toplumun da bu çalışmalardan fayda sağlamasına imkan veren, iki tarafın çıkarları arasında denge kurmayı
amaçlayan bir sistemdir. Sınai haklar, yaratıcılığın ve yeniliğin teşvik edilmesi yoluyla bu alandaki rekabet ortamının oluşmasını sağlayarak ekonomik ve toplumsal gelişmeyi tetikler.

Marka hakkının da içinde yer aldığı sınai haklar alanındaki düzenleme ve uygulamalar, ülkeler arasındaki ekonomik ilişkileri etkileyen önemli taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalara, özellikle Marka Kanunu Andlaşmasına uyum amaçlanmış, TRIPS Anlaşması tekrar değerlendirilmiş ve 2015 yılında değiştirilen AB Marka Direktifi ve AB Marka Tüzüğü doğrultusunda yeni düzenlemeler yapılmıştır. Sınai haklar arasında yer alan ve belirgin bir niteliği, ünü veya diğer özellikleri itibarıyla kökeninin bulunduğu yöre, alan, bölge veya ülke ile özdeşleşmiş bir ürünü gösteren coğrafi işaretlerin korunmasına ilişkin mevzuatın uluslararası alanda meydana gelen gelişmelere ve uygulamada karşılaşılan sorunlara çözüm getirecek şekilde revize edilmesine ihtiyaç duyulmuş, Sınai Mülkiyet Kanununun “Coğrafi İşaret ve Geleneksel Ürün Adı” Kitabı ile getirilen düzenlemelerle; coğrafi işaretlerle karıştırılan ancak “ürünün bizzat geleneksel özelliğini ve üretim metodu”nu ifade etmesi nedeniyle coğrafi işaretlerden farklı bir niteliği bulunan “geleneksel ürün adları”nın korunması öngörülmüştür. Coğrafi işaretler ve geleneksel ürün adlarına ilişkin hükümlerin tesisinde, uygulamakla yükümlü bulunduğumuz uluslararası anlaşmaların yanı sıra özellikle Tarım Ürünleri ve Gıda Maddeleri Hakkındaki Kalite Düzenlemelerine ilişkin 1151/2012 sayılı AB Tüzüğü örnek alınmıştır.

04.07.2015 tarih ve 29406 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Ulusal Coğrafi İşaret Strateji Belgesi ve Eylem Planı (2015-2018)”nın genel amacı “coğrafi işaretlerin ulusal ve uluslararası alanda etkin şekilde korunması için toplumca benimsenmiş bir coğrafi işaret sistemi oluşturmak ve coğrafi işaretli ürünlerden elde edilen katma değerin artırılması suretiyle kalkınma sürecine destek sağlamak”tır. Bu amaca ulaşmak için 5 hedef ve 25 eylem belirlenmiştir. Söz konu hedefler mevzuat ve uygulamalarının geliştirilmesi, konuyla ilgili her kurumda kurumsal kapasitenin ve kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi, toplumun her kesiminde bilinç ve farkındalığın artırılması, başvuruların hazırlık sürecinden itibaren her aşamanın iyileştirilmesi ve coğrafi işaretli ürünlerin katma değerinin yükseltilmesidir. Belirtilen hedeflere ulaşmak amacıyla öngörülen eylemler kapsamlı niteliktedir. Bu eylemler arasında, ülke ihtiyacını karşılayacak kapasiteye sahip yeni bir daire başkanlığının kurulması da yer almaktadır. Bu amaçla, halihazırda Markalar Dairesi Başkanlığı altında yürütülen işlemlerin Coğrafi İşaretler Dairesi Başkanlığı altında yeniden yapılandırılması öngörülmüştür. Sınai hak konularından biri olan tasarımlar da yenilikçi ürünlerin piyasaya çıkmasını sağlamak amacıyla tasarımcılara ve hak sahiplerine geniş yetkiler vererek bu alanda yaratıcılığı teşvik etmekte böylece toplumun bu yeniliklerden faydalanmasının önünü açmaktadır.

Tasarımların korunması için etkin bir sistemin varlığı ve bu sistemin kullanıcıların ihtiyaçlarına cevap verebilecek durumda olması en temel ve öncelikli unsurdur. Bu nedenle tasarım tescil ve koruma sisteminin güncelleştirilmesi ve güçlü bir yapıya kavuşturulması ihtiyacı doğmuştur. Sınai Mülkiyet Kanununun “Tasarım” Kitabı ile getirilen düzenlemelerle; uygulamada karşılaşılan sorunlara çözüm getirilmesi ve Avrupa Birliği düzenlemeleri ile taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalara, özellikle Endüstriyel Tasarımların Uluslararası Tesciline İlişkin Lahey Anlaşmasının Cenevre Metnine tam uyumun sağlanması ve düzenlemede, işlemlerin kullanıcı ihtiyaçlarına uygun olarak basit, hızlı ve en az bürokrasi ile sonuçlandırılması için mevzuatın sistematik, açık ve anlaşılır hale getirilmesi amaçlanmıştır. 554 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin düzenlemesine bakıldığında, başlığında
“Endüstriyel Tasarım” kavramına yer verilmiştir. Ancak söz konusu Kanun Hükmünde Kararnamede ürün tanımı olarak “….. endüstriyel yolla veya elle üretilen herhangi bir nesne…” ibaresi yer almaktadır. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere sadece endüstriyel ürünlere ait tasarımlar değil, aynı zamanda endüstriyel olmayan, yani bir zanaatkarın ortaya koyduğu ürünlere ait tasarımlar da koruma kapsamına alınmıştır. Bu açıdan bakıldığında, tasarım koruması için tasarımın kullanıldığı veya uygulandığı ürünün endüstriyel yolla üretiminin
gerekli olmaması gerçeği, kanun içeriği ile başlığının uyumlu hale getirilmesini zorunlu kılmıştır.

Tasarıdaki bir diğer önemli düzenlemeyle de, tasarım tescil başvurularının incelenmesi ile ilgili usul ve esasların yeniden belirlenmiştir. Tasarım ve ürün tanımına uygun olmayan, kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı, dini, tarihi ve kültürel değerler bakımından halka mal olmuş ve ilgili mercilerin tescil izni vermediği işaretlerin uygunsuz kullanımını içeren, yeni olmadığı anlaşılan tescil taleplerinin Enstitü tarafından resen reddedilmesi düzenlenmiştir. Ayrıca, Tasarıda yapılan diğer önemli düzenlemelerle, yayımlanmış tasarım tescillerine Enstitü nezdinde yapılacak itirazlarla ilgili altı aylık kanuni itiraz süresi üç aya indirilerek, tescil süreci kısaltılmış ve birleşik ürüne orijinal görünümü yeniden kazandırmak için birleşik ürün parçalarının onarım amacıyla kullanımı ve birleşik ürünün normal kullanımında görünmeyen parçalar tasarım hakkı kapsamı dışında bırakılmıştır. Patent ve faydalı model hakkının da içinde yer aldığı sınai haklar alanındaki düzenleme ve uygulamalar, ülkeler arasındaki ekonomik ve hatta politik ilişkilerle ilgili kararları etkileyen önemli faktörlerdendir. Etkin bir patent sistemi, yaratıcı yetenekleri buluş yapmaya, yapılan buluşları sanayiye uygulamak suretiyle değerlendirmeye teşvik eder. Ayrıca, patent hakkının korunması ülke içinde ekonomik büyümeyi beraberinde getirir ve teknoloji üretimi ile transferine uygun zemin hazırlar. Ayrıca üretimi artıran, kolaylaştıran veya kalitesini yükselten küçük buluşların da teknik gelişime önemli katkıları olduğu bilinmektedir. Hem zaman hem de masraf açısından daha elverişli olan faydalı model sistemi de bu tür buluşların korunması amacına hizmet etmektedir.

551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede yapılan değişiklikle; Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalarla getirilen yükümlülükler de gözetilerek ülkemizin gerçeklerine ve ihtiyaçlarına uygun olarak, uygulamada ortaya çıkan sorunlara çözüm getirilmesi ve mevcut durumda Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan düzenlemenin tamamının kanunla düzenlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda; patent ve faydalı model verilme süreçlerinin basitleştirilmesi ve hızlandırılması için uygulamada karşılaşılan sorunların giderilmesi, hak sahipleri ile firmalar arasında ciddi hukuki problemlere sebep olan ve suiistimale açık olan incelemesiz patent sistemi kaldırılması, verilen patentlere tescil sonrası itiraz edilebilmesi, faydalı model başvurularına araştırma raporu düzenlenmesi, üniversitelerdeki mevcut buluş potansiyelinin ortaya çıkarılması ve ekonomiye kazandırılması amacıyla üniversite mensuplarının buluşlarının hak sahipliğinin yükseköğretim kurumlarına verilmesi yönünde düzenlemelere gidilmektedir. Bu suretle patent ve faydalı model sisteminin daha nitelikli ve sağlıklı bir yapıya kavuşturulması hedeflenmektedir. Öte yandan, geçtiğimiz iki yıllık süre içerisinde 551 sayılı KHK ile 556 sayılı KHK’nın bazı maddelerinin Anayasa Mahkemesince, “Gayri maddi mallar kapsamında bulunan fikri ve sınai mülkiyet haklarının Anayasa’nın ikinci kısmının ‘Kişinin Hakları ve Ödevleri’ başlıklı ikinci bölümünün 35 inci maddesinde yer alan mülkiyet haklarından olduğu, Anayasa’nın 91 inci maddesinin birinci fıkrasında ise ‘Sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ve dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler…’in kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceğinin belirtildiği” gerekçesiyle Anayasa m.91/1’e aykırılıktan iptaline karar verilmiştir. Bu itibarla, temel haklardan olan mülkiyet hakları kapsamında yer alan sınai mülkiyet haklarının tamamının kanunla düzenlenmesi suretiyle Anayasa Mahkemesi iptallerinin önüne geçmek ve mevcut durumda Kanun Hükmünde Kararnameler ile yapılan düzenlemenin tamamının kanunla düzenlenmesi amacıyla Kanun Tasarısı Taslağı hazırlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.