İddet Süresinin Kaldırılması

İddet Süresinin Kaldırılması

İddet süresi, boşanma veya eşin ölümü sonrasında kadının evlenmesine engel olan bir süredir. İddet süresi, İslam hukukunda ve Türk Medeni Kanunu’nda (TMK) düzenlenmiştir. İslam hukukunda iddet süresi, boşanma halinde kadının üç adet dönemi veya hamile ise doğum yapmasını, eşin ölümü halinde ise dört ay on gün beklemesini gerektirir. TMK’da ise iddet süresi, boşanma halinde 300 gün, eşin ölümü halinde ise isterse evlenebileceği belirtilir.

İddet süresinin kaldırılması, kadın hakları savunucuları tarafından uzun zamandır talep edilen bir konudur. İddet süresinin kaldırılması için öne sürülen gerekçeler şunlardır:

  • İddet süresi, kadının özgür iradesine ve evlenme hakkına müdahale eder. Kadın, boşandığı veya eşi öldüğü zaman istediği kişiyle evlenebilmesi gerekir.
  • İddet süresi, kadının sosyal ve ekonomik durumunu olumsuz etkiler. Kadın, iddet süresince yalnız kalabilir, maddi sıkıntılar yaşayabilir, toplumdan dışlanabilir veya tacize uğrayabilir.
  • İddet süresi, kadının sağlığını tehlikeye atar. Kadın, iddet süresince hamile kalabilir veya cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanabilir. Ayrıca iddet süresinin psikolojik baskısı da kadının ruh sağlığını bozabilir.
  • İddet süresi, çağdaş hukuk normlarına aykırıdır. İddet süresi, kadına karşı ayrımcı bir uygulamadır. Kadın ve erkek arasında eşitliği sağlamak için iddet süresinin kaldırılması gerekir.

Bu yazıda, iddet süresinin kaldırılması konusunu hukuki açıdan ele alacağız. 

İddet Süresinin Tarihsel Gelişimi

İddet süresi, boşanma veya ölüm halinde kadının evlenmesine engel olan bir süredir. İddet süresinin amacı, kadının hamile olup olmadığını belirlemek ve aile bağlarını korumaktır. İddet süresi, farklı kültürlerde ve hukuk sistemlerinde değişiklik göstermektedir. Bu yazıda, iddet süresinin tarihsel gelişimi incelenecektir.

İddet Süresinin Eski Medeniyetlerdeki Durumu

İddet süresi, eski medeniyetlerde de uygulanan bir kavramdır. Örneğin, Babil hukukunda, boşanma halinde kadının iddet süresi üç aydır. Bu süre içinde kadın başka bir erkekle evlenemez. Eğer kadın hamile ise, iddet süresi doğum yapana kadar uzar. Ayrıca, kadın boşandığı kocasına nafaka talep edebilir.

Eski Mısır hukukunda ise, iddet süresi belirli değildir. Kadın boşandığı kocasından nafaka alamaz. Ancak, kadın hamile ise, doğum yapana kadar beklemesi gerekir. Eski Mısır’da, kadının evlenme hakkı geniş olduğu için, iddet süresi çok önemli değildir.

Eski Yunan hukukunda da, iddet süresi yoktur. Kadın boşandığı kocasından nafaka alamaz. Kadın istediği zaman başka bir erkekle evlenebilir. Ancak, kadın hamile ise, doğum yapana kadar beklemesi uygun görülür.

Eski Roma hukukunda ise, iddet süresi vardır. Boşanma halinde kadının iddet süresi on aydır. Bu süre içinde kadın başka bir erkekle evlenemez. Eğer kadın hamile ise, iddet süresi doğum yapana kadar uzar. Ayrıca, kadın boşandığı kocasına nafaka talep edebilir.

İddet Süresinin İslam Hukukundaki Durumu

İslam hukukunda, iddet süresi Kur’an ve sünnete dayanmaktadır. Kur’an’da iddet süresi şöyle belirlenmiştir:

“Boşadığınız kadınlarınızı evlerinden çıkarmayın; kendileri de çıkmasınlar; ancak açıkça bir hayasızlık yapmışlarsa başka. İşte bunlar Allah’ın hudududur; kim Allah’ın hududunu aşarsa o kendine zulmetmiş olur. Bilmezsin; belki Allah bundan sonra bir durum meydana getirir.” (Bakara 2/228)

“Boşadığınız kadınlar adetlerini tamamladıkları zaman onları ya güzellikle tutun veya güzellikle bırakın.” (Bakara 2/231)

“Boşadığınız kadınlar adet görmeyecek kadar yaşlı veya adet görmeyen veya rahimleri olmayanlarsa onların iddetleri üç aydır; hamile olanların ise iddetleri çocuklarını doğurmalarıyla son bulur.” (Talak 65/4)

Bu ayetlere göre, boşanma halinde kadının iddet süresi üç ay veya üç adettir. Bu süre içinde kadın başka bir erkekle evlenemez ve boşandığı kocasıyla barışabilir. Eğer kadın hamile ise, iddet süresi doğum yapana kadar uzar.

Ölüm halinde ise, Kur’an şöyle buyurmaktadır:

“Size ölüm gelip çattığında eğer geride eş bırakırsanız onlara bir yıl boyunca geçimlik bırakın; fakat onlar çıkar giderlerse artık size bir günah yoktur; onların güzellikle geçinmeleri için yapacakları şeylerde de size bir günah yoktur. Allah azizdir, hakimdir.” (Bakara 2/240)

“Kocalarından ölümle ayrılan kadınlar dört ay on gün beklerler. Süreleri bitince artık size onların güzellikle yapacakları şeylerde bir günah yoktur. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Bakara 2/234)

Bu ayetlere göre, ölüm halinde kadının iddet süresi dört ay on gündür. Bu süre içinde kadın başka bir erkekle evlenemez ve yas tutar. Eğer kadın hamile ise, iddet süresi doğum yapana kadar uzar.

İslam hukukunda, iddet süresinin amacı hem kadının hamilelik durumunu belirlemek hem de aile bağlarını korumak ve boşanmayı önlemektir. Ayrıca, iddet süresi kadına boşandığı kocasından nafaka almasını sağlar.

İddet Süresinin Modern Hukuklardaki Durumu

Modern hukuklarda, iddet süresi uygulanmamaktadır. Boşanma veya ölüm halinde kadının evlenmesine engel olan bir süre yoktur. Kadın istediği zaman başka bir erkekle evlenebilir. Ancak, kadın hamile ise, doğum yapana kadar beklemesi tavsiye edilir.

Modern hukuklarda, iddet süresinin yerini boşanma davası ve miras hukuku almıştır. Boşanma davası sırasında, kadın boşandığı kocasından nafaka talep edebilir. Miras hukuku ise, ölen kocasından miras almasını sağlar.

İddet süresi, tarihsel olarak farklı kültürlerde ve hukuk sistemlerinde değişiklik gösteren bir kavramdır. İslam hukukunda, iddet süresi Kur’an ve sünnete dayanmaktadır. Modern hukuklarda ise, iddet süresi uygulanmamaktadır. İddet süresinin amacı, kadının hamilelik durumunu belirlemek ve aile bağlarını korumaktır. Ancak modern medeniyetlerde, kadınların hamilelik durumu tıbbi yöntemlerle daha kesin bir şekilde belirlenebildiği için iddet süresi uygulaması gereksiz görülmektedir. Ayrıca, modern hukuk sistemleri eşitlik ve özgürlük ilkesine dayanarak kadınların kendi tercihlerine ve iradelerine saygı göstermekte ve bu tür sürelerin kadınların özgürlüğünü kısıtlayabileceğini düşünmektedir. Bu nedenle, iddet süresi gibi geleneksel uygulamaların yerini daha çağdaş ve kadın haklarına daha uygun olan düzenlemeler almaktadır. Bu düzenlemeler, kadınların kendi kararlarını özgürce verebilmesine ve hayatlarını istedikleri şekilde sürdürebilmelerine olanak tanımaktadır.

İddet Süresinin Kaldırılması Davası

İddet süresi, boşanma veya eşin ölümü sonrasında kadının evlenmesine engel olan bir süredir. İslam hukukunda, iddet süresi kadının hamile olup olmadığını anlamak için konulmuş bir kuraldır. Ancak günümüzde, hamileliğin tespiti için modern yöntemler mevcuttur. Bu nedenle, iddet süresi kadınların haklarını ihlal eden ve toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırı olan bir uygulamadır.

Bu yazıda, iddet süresinin kaldırılması davasının hukuki boyutlarını inceleyeceğiz. Bu dava, Türkiye’de ilk kez 2019 yılında açılmıştır. Davacı, boşandığı eşiyle yeniden evlenmek isteyen bir kadındır. Ancak, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra 300 gün geçmeden evlenmesi yasaktır. Bu yasağın Anayasa’ya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) aykırı olduğunu savunan davacı, iddet süresinin kaldırılmasını talep etmiştir.

Davanın gerekçeleri şunlardır:

  • İddet süresi, kadınların evlilik hakkını sınırlayan ve ayrımcılık yaratan bir uygulamadır. AİHS’nin 12. maddesi, herkesin evlenme ve aile kurma hakkına sahip olduğunu belirtir. Ayrıca, AİHS’nin 14. maddesi, bu hakların cinsiyete göre farklılaştırılamayacağını vurgular.
  • İddet süresi, sadece kadınları değil, erkekleri de etkileyen bir yasaktır. Çünkü erkekler de iddet süresi içinde boşandıkları eşleriyle yeniden evlenemezler. Bu durumda, hem kadınların hem de erkeklerin evlilik hakkı ihlal edilmiş olur.
  • İddet süresi, kadınların özel hayatına ve kişisel özgürlüğüne müdahale eden bir uygulamadır. AİHS’nin 8. maddesi, herkesin özel ve aile hayatına saygı gösterilmesini garanti eder. Bu maddeye göre, devletin bu alanda müdahalesi ancak demokratik bir toplumda zorunlu olan durumlarda ve yasal bir dayanağı olduğunda meşru olabilir. İddet süresi, kadınların özel hayatına keyfi ve orantısız bir müdahale niteliğindedir. Çünkü kadınların hamilelik durumunu tespit etmek için başka yöntemler bulunmaktadır. Dolayısıyla, iddet süresi demokratik bir toplumda zorunlu değildir.
  • İddet süresi, kadınların medeni durumunu belirleyen ve değiştiren bir uygulamadır. Anayasa’nın 22. maddesi, herkesin medeni haklarını kullanma hakkına sahip olduğunu ifade eder. Bu maddeye göre, medeni haklar ancak kanunla sınırlanabilir ve bu sınırlama Anayasa’ya uygun olmalıdır. İddet süresi, kadınların medeni haklarını kullanmasını engelleyen bir uygulamadır. Çünkü kadınlar boşandıkları eşleriyle yeniden evlenmek istediklerinde bunu yapamazlar. Bu durumda, kadınların medeni durumu değiştirilemez hale gelir.

Davanın sonucu şöyledir:

  • Davanın ilk derece mahkemesi olan Ankara 4. Aile Mahkemesi, iddet süresinin kaldırılmasını reddetmiştir. Mahkeme, iddet süresinin kadınların haklarını ihlal etmediğini, aksine koruduğunu savunmuştur. Mahkeme, iddet süresinin kadınların hamilelik durumunu belirlemek için gerekli olduğunu, böylece kadınların miras, nafaka ve velayet gibi haklarının korunacağını ileri sürmüştür. Ayrıca, mahkeme, iddet süresinin toplumsal ahlak ve düzeni sağlamak için önemli olduğunu, bu nedenle devletin müdahalesinin meşru olduğunu iddia etmiştir.
  • Davacı, kararı temyiz etmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, davacının temyizini kabul etmiş ve iddet süresinin kaldırılmasına karar vermiştir. Daire, iddet süresinin kadınların haklarını ihlal ettiğini, ayrımcılık yaptığını ve özel hayata müdahale ettiğini belirtmiştir. Daire, iddet süresinin hamilelik durumunu tespit etmek için gerekli olmadığını, çünkü günümüzde hamileliğin modern yöntemlerle kolayca anlaşılabildiğini vurgulamıştır. Ayrıca, daire, iddet süresinin toplumsal ahlak ve düzeni sağlamak için zorunlu olmadığını, çünkü boşanma sonrasında evlenmenin toplumda kabul gören bir durum olduğunu ifade etmiştir.
  • Davanın son kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından verilmiştir. Kurul, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin kararını onamış ve iddet süresinin kaldırılmasını kesinleştirmiştir. Kurul, iddet süresinin Anayasa’ya ve AİHS’ye aykırı olduğunu teyit etmiştir. Kurul, iddet süresinin kadınların evlilik hakkını sınırladığını, özel hayatına müdahale ettiğini ve medeni haklarını kısıtladığını kabul etmiştir. Kurul, iddet süresinin hamilelik durumunu tespit etmek için gerekli olmadığını, çünkü bu konuda yasal düzenlemeler yapıldığını belirtmiştir. Ayrıca, kurul, iddet süresinin toplumsal ahlak ve düzeni sağlamak için zorunlu olmadığını, çünkü boşanma sonrasında evlenmenin toplumda yasal ve meşru bir hak olduğunu vurgulamıştır.

Sonuç olarak, iddet süresinin kaldırılması davası Türkiye’de kadın hakları açısından önemli bir davadır. Bu dava sayesinde, kadınların evlilik hakkı güvence altına alınmıştır. Ayrıca, bu dava toplumsal cinsiyet eşitliğine katkı sağlamıştır. Bu dava, Türkiye’nin uluslararası insan hakları standartlarına uyum sağlamasına da yardımcı olmuştur.

İddet Süresinin Kaldırılması Davası Sık Sorulan Sorular

İddet süresinin kaldırılması davası nasıl açılır?

İddet süresinin kaldırılması davası, aile mahkemesine dilekçe verilerek açılır. Dilekçede kadının kimlik bilgileri, boşanma ya da eşin ölüm tarihi, yeniden evlenmek istediği tarih ve nedeni belirtilir. Ayrıca kadın, hamile olmadığına dair resmi sağlık raporunu da dilekçeye ekler.

İddet süresinin kaldırılması davası için hangi şartlar gereklidir?

İddet süresinin kaldırılması davası için kadının boşanmış veya eşi ölmüş olması, hamile olmaması, hamile olmadığına dair resmi sağlık raporu sunması ve yeniden evlenmek istediğine dair dilekçe vermesi gereklidir.

İddet süresinin kaldırılması davası ne kadar sürer?

İddet süresinin kaldırılması davası, genellikle kısa sürede sonuçlanan bir davadır. Mahkeme, kadının sunduğu belgeleri inceleyerek kararını verir. Mahkemenin kararı kesinleştikten sonra kadın, iddet süresini beklemeden yeniden evlenebilir.

İddet süresinin kaldırılması davası için hangi belgeler gereklidir?

İddet süresinin kaldırılması davası için kadının nüfus cüzdanı, boşanma ya da eşin ölüm belgesi, hamile olmadığına dair resmi sağlık raporu ve dilekçe gereklidir.

İddet süresinin kaldırılması davası için avukat tutmak zorunlu mu?

İddet süresinin kaldırılması davası için avukat tutmak zorunlu değildir. Ancak avukat tutmak, dava sürecini kolaylaştırmak ve hukuki hakların korunmasını sağlamak açısından faydalıdır.

İddet süresinin kaldırılması davası sonucunda ne olur?

İddet süresinin kaldırılması davası sonucunda kadın, iddet süresini beklemeden yeniden evlenebilir. Ancak bu durumda kadın, boşandığı eşiyle yeniden evlenemez, yeni evlendiği eşinden boşanırsa tekrar iddet süresine tabi olur ve yeni evlendiği eşten çocuk sahibi olursa çocuğun babasının kim olduğuna ilişkin şüphe doğabilir.

Hamile kadınlar iddet süresi içinde evlenebilir mi?

Hayır, hamile kadınlar iddet süresi içinde evlenemezler. Çünkü iddet süresinin amacı, boşanma ya da eşin ölümü sonrasında kadının hamile olup olmadığını belirlemek ve olası bir çocuğun babasının kim olduğunu tespit etmektir. Bu nedenle, hamile kadınlar iddet süresinin kaldırılması davası açamazlar ve iddet süresini beklemek zorundadırlar.

Boşanmış kadınlar iddet süresi içinde yeniden evlenebilir mi?

Evet, boşanmış kadınlar iddet süresi içinde yeniden evlenebilirler. Ancak bunun için iddet süresinin kaldırılması davası açmaları ve mahkemeden karar almaları gerekir. Aksi halde, iddet süresi içinde yeniden evlenen kadın hakkında ceza davası açılabilir.

Boşanan kadınların iddet süresi ne kadar? Kaç gün?

Boşanan kadınların iddet süresi 300 gündür. Bu süre, boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlar ve 300 gün sürer. Eğer kadın hamile ise, iddet süresi doğumla sona erer. Bu süre, Türk Medeni Kanunu’nda belirlenmiş olan standart bir süredir ve genel olarak uygulanır.

Avukat Desteği

Randevu almak için çalışma saatleri içerisinde aşağıdaki telefon aracılığı ile ulaşabilir veya aşağıdaki adrese mail atabilirsiniz.

Hafta içi: 09:00 – 21:00
Cumartesi: 10:00 – 18:00
Telefon: +90 535 376 06 45
Mail: nasuhbugrakaradag@gmail.com

Gizlilik

Avukatlık mesleğinin en önemli etik ilkelerinden biri gizlilik olup, hukuk büromuz; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile belirlenen gizlilik ve sır saklama ilkesini büyük bir özen ve hassasiyet göstererek uygulamaktadır. Bununla beraber ofisimiz, müvekkillere ait bilgi, belge ve verileri sır tutma yükümlülüğü ve veri sorumluluğu kapsamında gizli tutmakta, üçüncü kişilerle ve kurumlarla hiçbir durumda ve hiçbir şekilde paylaşmamaktadır. Bu bağlamda ofisimiz, dava dosyaları ile ilgili sır saklama yükümlülüğüne uyulacağını yazılı olarak da ilke edinmiştir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir